MAKALE

Almanya, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletlerinde “Ceza” ve “Ceza İnfaz Kurumları” Uygulamaları-II

III: Almanya, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletlerindeki Ceza İnfaz Kurumlarının Koşullarının Karşılaştırılması

Tutuklama oranlarında ve ceza verme uygulamalarında görülen bu büyük farklılıklara rağmen, Amerika Birleşik Devletlerinden gelen proje katılımcıları Hollanda ve Almanya'da bulunan ceza infaz kurumlarındaki uygulamalar ve disiplin yaptırımları hakkında daha fazla bilgi almaya istek göstermişlerdir.

Katılımcılar, hapis cezası koşullarının büyük ölçüde topluma yeniden kazandırma ve topluma dönüş amaçlarına vurgu yapılarak belirlenmesinden ne kadar etkilendiklerini ifade ederken, tutuklu ve hükümlülerin gündelik yaşamlarına ne kadar fazla katılım gösterdiğinden, çalışanlar ile hükümlü ve tutuklular arasındaki olumlu etkileşimden ve mesleki eğitim ve öğretimin öne çıkarılmasından özel olarak bahsetmiştir.

Amerika Birleşik Devletlerinden gelen proje katılımcıları Hollanda ve Almanya'da bulunan ceza infaz kurumlarındaki uygulamaları altı başlık altında raporda özetlemişlerdir.

a. Ceza İnfaz Kurumunda Hükümlülere Yönelik Uygulamalar.
Daha önce belirtildiği gibi, Almanya ve Hollanda'nın ceza infaz sistemlerinde öncelikli amaçlar rehabilitasyonun sağlanması ve hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasıdır. Bu yaklaşım, bireysel, kurumsal ve fiziksel bir temelde uygulamaya koyulmaktadır.

Bireysel düzeyde, hapis cezasının amaçları arasında “cezalandırıcılık” aranmamakta, cezanın hapis kararının zaten getirdiği toplumdan ayrılma durumundan ibaret olduğu düşünülmektedir. Hapis cezasının öncelikli amacı, tutuklu ve hükümlülerin topluma geri döndüklerinde yaşamlarını daha bağımsız ve üretken bir bakışla yaşamasına yardımcı olmaktır.

Sonuç olarak ceza infaz kurumlarındaki yaşamın düzenlenmesinde, hükümlülerin toplumda ihtiyaç duyacağı temel becerilerin kazandırılması amaçlanmaktadır. Örneğin, tutuklu ve hükümlülerin bireysel olarak kendilerini ifade etmesine ve kendi kıyafetlerini giymeleri dahil olmak üzere, gündelik yaşamları üzerinde önemli ölçüde kontrol sahibi olmalarına izin verilmektedir. Buna ek olarak, kişilerin kendilerine verdiği değeri desteklemek için, hem çalışma hem de eğitim zorunlu kılınmakta ve tutuklu ve hükümlüler çalışma karşılığında ücret almaktadır.

Üç heyetin ilgisini çeken diğer bir yaklaşımı da, Almanya'daki bir kurumda görülen “anne-bebek birimi” olmuştur. Bu birimde, annelerin anne ve çocuk sağlığı hizmetlerine, ebeveynlik kurslarına ve bebek bakıcılığı hizmetlerine erişebildiği özel bir barınma biriminde üç yaşına kadar olan çocuklarına bakmasına izin verilmektedir. Bu programın amacı, çocuk gelişimi açısından kritik önem taşıyan bir dönemde anne ve çocuk arasında bağ kurulmasına imkân vermektir.

Kurumsal düzeyde, ceza infaz kurumu çalışanları daha çok Amerika Birleşik Devletlerindeki sosyal hizmet uzmanlarına ve davranış uzmanlarına verilen eğitime benzeyen kapsamlı bir eğitim sürecinden gelen profesyoneller olarak hizmet vermektedir. Almanya’da, bu görevlilere verilen eğitim oniki ayı teorik, oniki ayı ise pratik olmak üzere toplam iki yıl sürmektedir. Derslerde ceza hukuku ve savunmanın yanı sıra, anayasa hukuku, eğitim kuramları, psikoloji, sosyal eğitim, stres ve anlaşmazlık yönetimi ve tutuklu ve hükümlülerle iletişim konuları öğretilmektedir.
Alman ceza infaz kurumu çalışanları, tutuklu ve hükümlülerle olan ilişkilerinde teşvik ve ödül kullanımına yönelmek üzere eğitilmekte ve bu kapsamda, olumlu pekiştirme vurgulanmakta; hücre cezası gibi disiplin tedbirleri ise seyrek kullanılmaktadır. Almanya ve Hollanda’da, suçlulara olumsuz idari kararlara bağımsız inceleme kurulları önünde itiraz etme hakkı verilmektedir.

Son olarak, fiziksel düzeyde, Almanya ve Hollanda’da bulunan ceza infaz kurumları kurumun ılık sıcaklık seviyesi, çok sayıda pencere ve aydınlatma kullanımı ve geniş salonlar gibi rehabilitasyona elverişli özelliklerle tasarlanmaktadır. ABD’den gelen bir katılımcı Hollanda’daki kurumlardan birinin fiziksel koşullarından çok etkilenmiş ve “Kurum ‘sizi iyileştiririm' diye bağırıyor” demiştir.

b. Hükümlülerin Toplumla Olan İlişkilerini Devam Ettirmek.

Normalleştirme ilkesine tutarlı bir şekilde, Almanya ve Hollanda’da hapis cezası alan hükümlüler vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmamaktadır. Örneğin, tutuklu ve hükümlüler oy kullanabilmekte ve genellikle belirli sosyal refah yardımlarını alabilmektedir. Bu hükümlüler, Amerika Birleşik Devletlerindeki birçok hükümlünün tahliye sonrasında yaşadığı barınma ve mesleki belge alma kısıtlılıkları, sosyal yardımlara erişememe ve ehliyetlerini kullanama gibi yan etkilere maruz kalmamaktadır. Ayrıca, bu bireylere ceza infaz kurumunun dışında zaman geçirme imkânı da tanınmaktadır.

Hollanda’da, suçluların hapis cezalarını hafta içinde “infaz edilmesine” ve böylece, hafta sonları sosyal ilişkilerini güçlendirmek ve kurumda sunulan topluma geri kazandırma programlarında kazandıkları çeşitli becerileri hayata geçirmek için evlerine dönmesine izin verilmektedir.

Almanya’da ise, güçlü aile ve toplum bağlarının topluma geri kazandırılma sürecinde başarıyı arttırdığı fark edildiğinden, ceza infaz kurumu görevlileri tutuklu ve hükümlülere kısa veya uzun süreli ev izni vererek, onların ailelerini ziyaret etmesine ve iş veya barınacak yer aramasına imkân tanımaktadır. Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarında bu tür izinlerin verilmesinin, topluma yeniden kazandırma ve entegrasyon ilkeleri açısından taşıdığı önemi kararlarıyla doğrulamıştır.

c. Mahkemelerin Suç İşleyen Kişilere Denetimli Serbestlik Gibi Hapis Dışı Tedbirler Verme Yetkisini Genişletmek.

Almanya ve Hollanda’da savcılar çok sayıda ceza davasında hapis dışı tedbirler uygulamaktadır. Bunun sebebi kısmen birçok ağır suçun tipik olarak bu tür alternatif cezaların dışında bırakılmamasıdır. Yargılamada verilen alternatif ceza kararları Amerika Birleşik Devletlerde de yaygın olarak uygulansa da, bu tür kararlar genellikle ilk kez suç işlemiş olan kişilerle veya uyuşturucu bağımlıları ya da akıl hastalığı olanlar gibi özel bazı gruplarla sınırlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde, tutukluluk oranlarını ve ceza adaleti sistemine girmenin getirdiği olumsuz sonuçlara maruz kalan kişilerin sayısını güvenli bir şekilde azaltmak isteyen politika yapıcılar, bu tür alternatif karar olasılıklarını daha yüksek risk taşıyan kişileri ve daha ağır suç işlemiş olanları da kapsayacak şekilde genişletmeyi bir seçenek olarak değerlendirebilecektir. Kaliteli toplum müdahalelerinin sunulması ve geçerliliği kanıtlanmış risk ve ihtiyaç değerlendirme araçlarının kullanılması, bu bireylerin sisteme girişinin güvenli bir şekilde engellenmesi ve yalnızca bakım ve tedavi amacıyla hapse alınmalarının önlenmesi açısından kilit önem taşımaktadır.

d. İlk Tepki Olarak Tutukluluğu Kullanma Eğilimini Azaltmak Ve Toplum Temelli Yaptırımların Kullanımını Genişletmek.

Almanya ve Hollanda’da toplum temelli yaptırımlar hem daha yaygın olarak hem de daha geniş bir suç yelpazesinde kullanılmakta ve hapis cezası dışı yaptırımlar Almanya'da “günlü ara cezalarından”, Hollanda'da “hukuki işleme” kadar geniş bir aralıkta uygulanabilmektedir. Bu seçim ve seçenekler, çoğu suçlunun ceza infaz kurumlarının dışında tutulmasının amaçlandığı özel politika tercihlerinden doğmaktadır.

Toplum temelli yaptırımlar Amerika Birleşik Devletlerinde alışılmadık bir uygulama değildir; Amerika Birleşik Devletlerinde denetimli serbestlik ve şartlı tahliye gözetiminden para cezasına, kamu hizmetine ve ihtisas mahkemelerine kadar birçok farklı toplum temelli yaptırım kullanılmaktadır. Ancak, Amerika Birleşik Devletlerinde mahkemeler genellikle bu yaptırımları uygun olmayan şekillerde ve çok dar bir suçlu grubuna uygulamaktadır (örn. düşük risk taşıyan suçlular için yoğun şartlı tahliye gözetimi veya başka programlara karar vermek veya ekonomik imkânı olmayan suçlulara para cezası vermek). Amerika Birleşik Devletlerinde etkili bir ceza infaz sistemi geliştirmek isteyen politika yapıcılar, ellerindeki seçenekleri en iyi şekilde kullanıp kullanmadıklarını kendilerine sormalı ve bu seçeneklerin ve bu seçeneklerden yararlanabilecek suçlu grubunun kurumsal ceza infazdan toplum temelli yaptırımlara doğru kaydırılmasını destekleyecek şekilde genişletilip genişletilemeyeceğini değerlendirmelidir.

e. Genç Suça Sürüklenen Bireyleri Özel Bir Grup Olarak Ele Almak.

Gelişim aşamalarının ve bununla bağlantılı ihtiyaçlarının çocuklarınkine daha çok benzediği fark edilen genç suça sürüklenen bireyler için, Almanya’da ceza infaz kurumundaki yetişkinlere göre farklı bir muamele gösterilmektedir. ABD mahkemeleri, bu genç yetişkinlerin – toplumlara katkıda bulunacak bireyler olarak sahip olduğu – potansiyelini kurtarmak istiyorsa, bu bireylerin gelişimsel ihtiyaçlarına uygun şekilde yanıt vermeye dikkat etmeli ve uygun muameleyi, eğitimi ve sosyal veya mesleki eğitimi vurgulamalıdır.

f. Ceza İnfaz Kurumundaki Koşulları Normalleştirmek.

Birleşik Devletlerde, Michigan, Ohio ve diğerleri gibi birçok hukuk bölgesi, ceza infaz kurumunun kapısında “topluma dönüş” sürecini başlatmakta ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi, yerleştirme ve programlama çalışmalarını tahliye sonrasında ortaya çıkacak ihtiyaçlara göre belirlemektedir.

Ancak, Almanya ve Hollanda'da ceza infaz kurumu yönetiminde ve suçlu gözetiminde başta gelen düzenleme ilkesi “normalleştirmedir”; bu bağlamda, ceza infaz kurumundaki koşullar ve tutuklu ve hükümlülere yönelik muameleler -mümkün olduğu kadar- toplum yaşamını yansıtmaktadır. Normalleştirmenin mantığı, tutukluluğun bireyler üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek ve suçlu rehabilitasyonu ve entegrasyonunda başarı şansını arttırmaktır.

Amerika Birleşik Devletlerindeki ceza infaz kurumlarından tahliye olanlarda gözlemlenen yüksek başarısızlık oranından dolayı, ABD’nin kanun koyucuları ve politika yapıcıları kendi çabalarını çok daha ileriye taşımak zorundadır. Yetersiz programlama, tutuklu ve hükümlüler arasında toplumlarımıza dönecek olan % 95’lik kesimi topluma hazırlamak için yeterli olmamakta veya olamamaktadır.