VATAN SEVGİSİ

İmam Şafi’ye (r.a) sordular: “Fitne zamanı hakkı tutanı nasıl anlarız” Dedi ki: “Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür…”

15 Temmuz  2016 yıllar boyu anlatılacak, belki de Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi. Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinin de en önemli olayı demek abartmak olmayacaktır. Halen devam eden ve içerisinde yaşadığımız içinde büyüklüğünü tam olarak göremediğimiz, Türk tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisini yaşadık Millet olarak o gece.

Aslında bu coğrafyayı yurt yapmamıza razı olmadıklarını biliyorduk. İstiklal Savaşından sonra zorunlu olarak bize bırakılan bu coğrafyada, pimi çekilmiş stratejik bombalar, niza çıkartmak üzere planlanmış sınırlar, sürekli hormonla beslenen iç ayrımlar ve büyük bir özenle korunan ve beslenen tarihsel kırgınlıklar, sosyolojik hassasiyetler zamanı geldikçe birer birer devreye sokuldu geçtiğimiz 90 yılda. Hep gündemle, her zaman o günün sorunları ile uğraşırken resmin tamamını büyük bir ustalıkla gözlerimizden kaçırdılar. Aslında daha Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunda hedef belirlenmişti: Çanakkale’de ve daha sonra  İstiklal harbinde, Vatanını namus bilen bu Milleti ayakta tutan ne varsa, o değerleri ya da güç kaynağını tek tek yok edip, ondan sonra şanslarını yeniden denemek.

Görebilen gözler bu amaca nasıl adım adım yürünmeye, değerlerimizin nasıl birer birer yok edilmeye çalışıldığını, kendimize nasıl yabancı hale getirilmeye çalışıldığımızı, zenginliğimiz olan farklılıklarımızın nasıl birer fay hattı haline getirildiğini gördüler, endişelendiler, kaygılarını paylaştılar, üzüldüler geçtiğimiz yıllar boyunca. Ancak tüm bu küçük hamlelerle uğraşılırken, asıl büyük oyunun içimizde büyütüldüğünü göremedik, oyunların en büyüğüne hazırlanıldığını anlayamadık. Bu Milletin her evladında asgari bir vatan sevgisi olacağına inandık. Yalanın ve iki yüzlülüğün adına ister “tedbir” ister başka şey densin, bir sınırı olacağını zannettik iç dünyamızda. Bir Müslüman’ın bir insanı bilerek katledebileceğini asla düşünmedik. İnsanların hayatlarını karartan, aileleri darmadağın eden, iftiraların, kumpasların, yalanların, entrikaların olduğunu ve en vahimi de bunların güya “kutsal bir amaç” için yapıldığını duyuyor olsak da, o amaç dedikleri şey için insanların hayatları karartılırken, hayatı karartılana da iyilik yaptıklarını söyleyecek kadar ileri gittiklerini özel sohbetlerde işitiyor olsak da, Allah’ın apaçık yasakladığı şekilde suçsuz insanlara kıyılabileceğini öngöremedik, tahmin edemedik. Bu sebeple bu büyük Milletin, yüreğinde sadece “VATAN SEVGİSİ” vardı, ama karşılaşacağı bu büyük oyuna ve zulüm girişimine karşı bir planı yoktu, olamazdı da.

15 Temmuz gecesi geldiğinde, Vatan Hainlerinin her detayını çalıştıkları, üzerinde her türlü profesyonel çalışma ve yönlendirmelerin, akıl birliği yapılarak gerçekleştirildiği, büyük oyun sahneye konduğunda, Yüce Türk Milletinin bir karşı planı ve hazırlığı ya da yapılacak girişime dair öngörüsü yoktu. Ancak her şeyi planladıklarını zannedenlerin de bilemedikleri, planlayamadıkları durumlar vardı; onlar küçümsedikleri, korkar zannettikleri, “televizyonda çıkacak bir alt yazı ile bile” evlerinden çıkmaya cesaret edemeyeceklerini söyledikleri  bu büyük Milletin, kurşunlara siper olacak kadar, gözünü kırpmadan tankların önüne yatacak kadar adeta kendi Sela’sını dinler gibi şehit olmaya Sela’lar eşliğinde tekbirler getirerek koşarak gideceğini, yüreğindeki  büyük Vatan Sevgisini, inancını ve cesaretini hesap edemediler. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde ve Emniyet teşkilatında ruhunu hainlere kiraya vermemiş, her bir rütbeli-rütbesiz askerin ve emniyet personelinin her birisinin, bir geceye kaç kahramanlık destanı sığdırabileceğini tahmin edemediler. 2013 yılından bu yana attığı her adımı, Devleti ve Milleti adına büyük bir sorumlulukla ve isabetli öngörülerle atan “Yargı”nın, Müsteşarının, HSYK'sının etrafında tek yürek olarak bir araya gelip, daha ihanetin ilk dakikalarından itibaren tarihi ve çok değerli kararlar alırken, “Yargı”nın liderinin Sayın Adalet Bakanımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde: “Öleceğiz yine burayı terk etmeyeceğiz” haykırışının, meydanlarda olduğu gibi tüm Yargı mensuplarının, Bürokratlarının, Başsavcıların yüreğinde cesaret bombaları patlatacağını kestiremediler. Yıllar boyu bu büyük Milletin üzerinde oynanan bu kadar oyuna rağmen, telefonda verdiği tek bir direktifi ile Milletini ayağa kaldıran, ölümü göze alıp Milletinin içerisine ordusunun başına geçmekte bir an bile tereddüt etmeyen, Cumhurun başını, sadece Ordunun değil, Milletin “Başkomutanı”nı hesaplarında öngöremediler. Ve hepsinin üzerinde; bu Milleti her zaman korumuş, her seferinde zalimlerin zulmünü kendilerine çevirmiş olan Yüce Yaradan’ın hesabının, planlar üstü bir hesap olduğunu öngöremediler, çünkü imanları buna yetmezdi.

15 Temmuzdaki bu işgal girişiminin önlenmesinden sonra hepimize düşen görevler olduğunu unutmamak gerekir. Bundan sonra bu Milletin her bir bireyi Vatanını daha çok sevecektir. Bu konuda en küçük bir gaflete, yaşadığımız coğrafyada yer olmadığını hep beraber gördük. Birlik ve beraberliğimiz çok daha önem kazanmıştır. Bu ülkenin zenginliği olan farklılıkları, sırt sırta omuz omuza tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi tek safta yer almalıdır. Aramıza nifak sokmayacağız, sokmak isteyenlerin ya da ayrımdan beslenmeye çalışanların, Türkiye’nin düşmanları olduğunu bileceğiz ve onların amaçlarına ulaşmalarına asla izin vermeyeceğiz. Bombalar patlayacak, canımız yanacak, ancak başımızı öne eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, birbirimize dayanak olup dimdik ayakta kalacağız. Maşanın adı ister FETÖ olsun, ister PKK, isterse DAEŞ. Bu ülkede yaşayan her birey resmin bütününü görmektedir artık, oyun kurucuların en büyük kaygısı budur. Ve bu ülke için her zamankinden çok çalışacağız, çok daha hızlı ilerleyeceğiz. Her alanda ancak bu şekilde bu toprakları Vatan yapma uğruna toprağa düşen şehitlerimize,15 Temmuz gecesi onursuzca yaşamaktansa, gözünü kırpmadan şehadete yürüyen o mübarek insanlara layık olabiliriz.

Ruhları şad olsun…