HOŞGÖRÜ

Hoşgörü; hoş görmek, müsamaha göstermek, başkalarının düşüncelerine ve kanaatlerine anlayışlı olmak demektir. Bu değerin hem bireysel hem de toplumsal huzur ile mutluluğun sağlanmasında büyük bir rolü ve önemi vardır. Başta aile birliğinin sürdürülmesinde olmak üzere sosyal ilişkilerin sağ- lıklı olarak devam etmesinde müsamahanın yeri tartışılamaz. Hoşgörü olmadan bütün bu birliktelikler nasıl sürdürülebilir ki?

Kurumların işleyişi ve bu işleyişin ahenk içerisinde devamlılığı için de hoşgörünün önemi büyüktür. İş yaşamı, aile de dahil olmak üzere hayatımızın bütününü etkileyen çok önemli bir yaşam dilimidir. Çalışanlar arasında yaygınlaşan hoşgörü, huzurlu bir çalışma ortamının oluşmasına ve sürdürülmesine katkı sağlar. Müsamaha sahibi yöneticiler, çalışanların hatalarını, eksiklerini kırmadan, uyararak düzeltmeye çalışarak onların motivasyonlarını artırabilir, meslek hayatlarında daha doyumlu olmalarını sağlayabilirler. Ceza infaz kurumları için bu değerin daha da önem taşıdığını belirtmeye gerek yoktur sanırım. Ceza infaz kurumları, sonradan bir araya gelen farklı ve bir o kadar da zorlu kişiliklerin, aylar hatta uzun yıllar boyunca bir arada yaşamak durumunda oldukları mekânlardır. Bu özel kurumlarda hoşgörüsüzlükle büyütülen, kördüğüm hâline getirilen sorunlar yaşayanlar için hayatı güçleştirebilir, bireyleri mutsuz ve umutsuz ruh hâllerine sokabilir. İnsan, yaratılış itibariyle ben merkezli varlıktır. Çoğu zaman en doğ- rusu kendi düşündükleriyken en haklı olan da yine kendisidir. Ancak unutulmamalıdır ki herkes aynı şekilde düşünür. O halde gerçekten haklı olan kimdir? En doğru düşünce kime ait olandır? İşte insanlar arasında birbirlerine ve topluma karşı oluşan bu paradigmanın kırılmasındaki mihenk taşını hoşgörü oluşturur. İnsanların yaratılışlarını, farklılıklarını değiştirmek çok zordur. Başkalarını anlamaya çalışmak ve bakış açımızı genişletmek, bütün insanları değiştirmekten daha kolay ve daha gerçekçi bir düşünce olsa gerek. Kendimizi değiştirmekle hayatın değiştirilebileceğinin keşfedilmesini, en büyük buluşlardan biri olarak ifade eden düşünürler olmuştur. Bu gerçeği asırlar önce en güzel biçimde ifade eden Niyâzî-i Mısrî’nin kelimeleri, ne kadar derin anlamlar taşır: “Ben sanırdım âlem içre bana hiç yâr kalmadı, Ben beni terk eyledim gördüm ki ağyâr kalmadı” “Ağyar” yabancı demektir. Dünyayı bizim istediğimiz özelliklere sahip dostların olmadığı bir yer olarak görmekle, başkalarını anlamaya ve kabullenmeye çalışmak, birbirinden çok farklıdır. Herkesin bir öykü- sü, hayata dair söyleyecek bir sözü vardır. İçinden geldiği koşullar ve bugüne kadar geçirdiği deneyimler onu şekillendirmiştir. Aklı, zekâsı, bilgisi, görgüsü, tecrübesi ve deneyimleri ölçüsünde düşüncelere sahip olacak ve davranışlar gösterecektir. Bunu anlamaya çalışmak, kendimizi karşımızdakinin yerine koymak, durumu ne kadar farklı yaşamı ne kadar anlamlı kılar! Ön yargılı olmamak, hoşgörünün gereklerindendir. Doğruluğundan emin olduğumuz bazı kanaatlerin yanlış çıktığını görerek mahcup düştüğümüz zamanlar olmuştur. Kötü niyete yorarak gösterdiğimiz tepkiler yüzünden sonradan utanmaktansa tepki vermeden önce düşünmek, işin doğrusunu anlamaya çalışmak, davranışlarından hoşnut olmadığımız insanlarla uygun yerde ve uygun ifadelerle konuşmak, daha yapıcı bir yaklaşım biçimidir. “Gönlün yazı var kışı var” der atalarımız. Başkalarının içinde ne fırtınalar koptuğunu bilemeyiz. Ne kederler biriktirdiğini sezemeyiz. Bu sebepledir ki bazen vereceğimiz büyük tepkilerin telafisi olmayabilir. Bir anlık hatanın bedelini, kimi zaman yıllarca ödememiz gerekebilir. Bir de yanlış anlaşılmanın sebep olduğu zararın telafisi yoksa... O zaman yaptığımız çok zararlı bir alışveriştir. Milletimiz, tarih boyunca hoşgörünün en güzel örneklerini vererek başka milletlere örnek olmuştur. Asırlarca başka milletlere, farklı dinden, farklı inançtan olanlara müsamahalı davranarak onların kalplerini kazanmasını bilmiştir. Kırıcı olmamış, güzel yaşamış ve tatlı söylemiştir. Hoşgörünün simgesi olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Yunus Emre gibi eşsiz değerleri bağrında büyüterek dünya kültürüne armağan etmiştir. Millet olarak hoşgörünün daha da önem kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Birbirimize anlayış gösterme ve kenetlenme zamanıdır. Yunus Emre’nin söylediği gibi: “Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz.”