YENİ YILA GİRERKEN

Miladi olarak yeni bir yıla girmenin heyecanı içerisindeyiz. Aslına bakarsanız bir önceki günden hiç farkı olmayan, yeni yılın ilk günleri, yeni bir tarihsel dönemin başlangıcı olması itibariyle, psikolojik bir yenilenme, hayatta yeni bir sayfanın açılması gibi duygularla, insanda yenilenme düşünce ve beklentisini yaratması itibariyle önemsenmektedir.

2017 Yılı her yıldan farklı olarak daha başka düşüncelerle beklendi, çünkü; çok uzun bir yılı geride bırakmıştık, değil bir yıla, belki de bir ömre sığmayacak olaylar sığdı bir takvim yılına. Sadece tarihimizin değil insanlık tarihinin görmediği, bir büyük ihanet ve işgal girişimi yaşadık o en uzun gecede… Defalarca terör saldırıları ile canımızı acıtmak istediler, canımız yandı, gencecik evlatlarımızı toprağa verdik… Ama hepsinde bu toprakları vatan yapmanın ve vatan olarak bu topraklarda yaşamanın bedelini ödediğimizin şuuru içerisinde, başımızı eğmeden, gözyaşlarımızı asaletimizin simgesi olarak gizlemeden şehitlerimizi uğurladık. Her saldırıda canımız her yandığında, saldırıların sosyolojik hedeflerinin içerisinde olan düşünceler, söylemler yerine, daha da bilinçlendik, Vatanımızı daha çok sevdik, Bu Milletin her bir bireyinin içerisinde taşıdığı cevheri daha fazla fark ettik, milli kahramanlarımızı tarihte bıraktığımızı zannederken, yıllardır iç içe yaşadığımız, komşumuz, arkadaşımız, hemşerimiz, meslektaşımız olan insanların içerisinde kahramanların dolaştığını gördük, Ömer HALİSDEMİR’i, Fethi SEKİN’i tanıdık, 15 Temmuz gecesi ihtiyaç olduğunda bu Milletin nasıl kenetlendiğini ve ilahi bir ruhla, ilahi iradenin içerisinde nasıl tek vücut olduğunu gördük…

Bu gördüklerimiz, yaşadığımız travmaları özgüvene çevirdi. Artık Millet olarak daha güçlüyüz ve herşeyin daha çok farkındayız. Hiç şüphesiz bu gerçekleri göremeyenler, bu sonuçları çıkaramayanlar, her bir saldırıdan, terör olayından sonra, terörün eylemleri gerçekleştirirken hedef ve planları içerisinde yer alan söylemleri tekrarlayanlar, bilinçsizce bu söylemlerin yayılmasına sosyal medyada alet olanlar da oldu. Bunların içerisinde iyiniyetli olanların da zamanla; fotoğrafın tamamını daha çok gördüklerini, Türkiye’ye giydirilmek istenen kisvenin ve yaşanan sürecin, siyasi farklılıklarla, ideolojik bakış açılarıyla farklı yaklaşılabilecek bir durum olmadığını, bunun bu topraklara vatan olarak sahip çıkma adına bir “varlık-yokluk meselesi” olduğunu gördüklerini ve göreceklerini biliyoruz. Çünkü Ülkemizde bu hain oyunları oynayanların ve bunlara destek verip, planlayanların perde gerisinde duran destekçileri, Türkiye’nin dengesini bozmaya yeteceğini zannettikleri hamleleri, Devletimizin gücü, Milletimizin feraseti ve çelikten cesaretinin duvarlarına çarpıp dağıldıkça, başarısız oldukça açığa çıkma risklerini üstlenip daha açıktan saldırdıklarını gördük.  Yani perde gerisine saklananların maskelerinin düştüğünü gördük, artık her şey son derece açık ve berrak. 

Geçtiğimiz yılın ve yaşananların en çok etkilediği kurumların başında ceza infaz kurumları geliyor kuşkusuz. Bir yandan terörün tüm gücüyle saldırdığı ve bu anlamda terörle mücadelenin de büyük bir kararlılıkla sürdürüldüğü bir dönem olması, bir yandan da; Devletin her noktasına sızmış, uluslararası büyük güç sahibi olmuş, sıradan kişi yada aileleri bile birer örgüt mensubu olarak yetiştirip kod adlarıyla gizli görevlerle ajanlık faaliyetlerinde kullanabilen, neredeyse kırk yıllık bir ihanet şebekesinin ortaya çıkartıldığı bir dönemde, bu sürecin en önemli ayağının ceza infaz kurumları olacağı şüphesizdir. Çok kısa süre içerisinde kurumlarımıza gelen 40 bini aşkın terör tutuklusu ile ceza infaz kurumlarımız bu süreci en yoğun şekliyle yaşamaya başlamıştır.

İlk kararlılığımız 2000 li yılların başından itibaren büyük emeklerle kurmaya çalıştığımız, insan hak ve onurunu esas alan çağdaş infaz sistemlerine örnek olacak bir ceza infaz sistemi kurma yolundaki hedef ve çalışmalarımızdan taviz vermemek olmuştur. Hiçbir durumda, insan hak ve onurunu eksenine alan bu anlayıştan geri dönmemiz söz konusu değildir, buna izin verilmesi de mümkün değildir. Bu süreçte en büyük güven kaynağımız; fedakarca çalışan, fiziki ve psikolojik olarak çok ağır şartlarda, birkaç kişilik yükü büyük bir sorumlulukla yerine getiren, güçlü, eğitimli ve profesyonel personelimizdir. Ceza infaz kurumlarımızın bu süreçteki, duruşunu ve görev anlayışını daha detaylı olarak bir sonraki yazımızda anlatacağım.

Ülkemizin, Kurumlarımızın bu zorlu dönemden başarıyla ve geleceğe dönük kararlı adımlarla, güçlenerek çıktığı huzurlu, güzel bir yıl dileği ile…