ADALET

Günlük hayatta çok sık kullandığımız, genellikle beklenti olarak ifade ettiğimiz, bazen tüm taleplerimizin önüne geçen, bazen mutsuzluğumuzun kaynağı, bazen de ‘güç’ten beklentimiz: Adalet… Bazı kavramlar vardır tek bir kelime üzerine kitaplar yazılabilir günlerce üzerinde konuşulabilir. Adalette böyle bir kavramdır. Binlerce tanımı yapılabilir ‘’Adaletin’’ her biri belki sadece bir yönünü ifade etmeye yeten.

Öyle bir kavram ki; insanı insan yapan değerlerin tamamına yakınını içerisinde barındıran ve ‘değer’ler üstü bir değer Adalet. Saygıyı, sevgiyi, hoşgörüyü, empatiyi, sorumluluğu daha birçok kavramı içerisinde barındıran kutsal bir yol, kutsal bir yolun gideceği hedef gibi. Çok güzel sözler söylenmiştir Adalet ile ilgili olarak. Gerek dinimizde, gerek sosyal bilimciler tarafından Adalet kavramını öven, yücelten bir ideal olarak kişilere ve toplumlara hedef halinde sunan çok güzel sözler vardır. Hiç şüphesiz bunların içerisinde en güzeli Adaletin devlet hayatındaki yerini ortaya koyan ve adliyelerimizin duvarlarını süsleyen ‘Adalet Mülkün Temelidir’ sözüdür. Adalet sadece kamusal alanda sadece devlet hayatında gözetilmesi gereken bir kavram değildir. Adalet, iç dünyamızdan başlayarak aile ilişkilerine, çevre ile münasebetlere ve devletin vatandaşı ile münasebetlerine kadar her alanda gözetilmesi gereken tüm değer yargılarının temeli ve olmazsa olmazı olan bir kavramdır. Günlük yaşantıda bireysel olarak yapılan birçok yanlışın gerisinde kendisi için istediğini başkaları için istememek, beklediğini başkalarından esirgemek, kendisine hak gördüğünü başkalarında yanlış olarak görmek gibi iç dünyaya ait adaletsizlikler yatmaktadır. Oysa adaleti kavram olarak da anlamı itibari ile de içselleştirmiş, sindirmiş ve kendisine hayat düsturu olarak belirlemiş bir ki- şinin kişisel münasebetlerinde başkalarına karşı hatalara düşmesi ve haksız olarak başkalarını incitmesi mümkün değildir. Böyle bir kişinin hayatı çok daha dengeli ve insanlığa yararlı bir şekilde ge- çireceği şüphesizdir. Kişisel anlamda adaletin önündeki en bü- yük engel egolar ve dini literatürde ‘nefis’ dediğimiz kavramdır. Kişisel anlamda adil olabilmek iyi bir eğitim ve bunun sonucunda oluşacak güçlü bir kişilik ile mümkündür. Bu konuyu sadece belirli okullarla ya da belirli öğretimler ile sağlamak mümkün değildir. Bu noktada adaleti sadece hukuk kavramı içerisine sıkıştırmak da doğru değildir. Çünkü adalet yükümlülüğü sadece mahkemelere ait bir yükümlülük değildir. Bir toplumu oluşturan bireyler ne kadar adil ise mahkemeleri o kadar adil devleti o kadar adaletli olacaktır. Bu sebeple bireysel adaleti kamusal adaletten ayrı düşünmek doğru değildir. Gördüğü bir konuya ilişkin olarak adil ve vicdani beyanda bulunmayan insanların bulunduğu bir toplumun mahkemesinden doğru kararlar çıkmasını bekleyemezsiniz. Bu sebeple adalet kavramının sorumluluğu her bireyin üzerindedir. Toplumu oluşturan bireylerin buna göre yetiştirilmesi bu değer ile kişiliklerinin güçlendirilmesi son derece önemlidir. Bireysel ya da kamusal alanda kısa vade de menfaatler doğrultusunda adaletsizlikler beklemek bazen bireyler için daha cazip görünse de adaletsizliğin hakim olduğu bir toplumda bireylerin hiçbir güvencelerinin olmadığını söylemek doğru olur. Adalet, adil olma düşüncesi bir toplumu sosyal hayat içerisinde saran, koruyan ve huzurlu yaşamalarını temin eden ortamın temelini oluşturmaktadır. Bu sebep ile çıkış noktası adaletli olmayan hiçbir hareketin, dü- şüncenin başarılı olma şansı yoktur. Adaletsizlik temelli her yapı, düşünce, hareket ya da devlet ‘zalimdir.’ Çünkü adaletin karşıtı zulümdür. Ne mutlu bize ki tarihin her döneminde, adaletsizliğe ve zulme baş kaldırmış bir milletin mensuplarıyız. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi, İstiklal harbinde ya da 15 Temmuz 2016 gecesi oldu- ğu gibi, zulmün elindeki gücün büyüklüğü adaletsizliğe baş kaldı- ran bu milletin gözünü korkutmamıştır. Hangi kılıf ya da suret ile bu milletin içerisine sokulursa sokulsun temelinde, özünde adaletsizlik olan her hareketi bu millet safra gibi içerisinden atacaktır, atmıştır da. Çünkü bu millet adalete olan bağlılığını genlerinden ve inançlarından almış, içerisinden çıktığı medeniyetin gereği olarak tarih boyunca gittiği topraklara adalet götürmüş, mazlumlara kol kanat germiş, zalimlere boyun eğmemiş bir millettir. Adalet duygusu ile de tarihine layık nice nesiller dileği ile…