ADALET KAVRAMI...

Adalet.. Arkasında sakladıklarına bakıldığında ne mütevazi bir kelime. O küçücük kelimenin içerisine neler sığmaz’ ki; medeniyetler, inançlar, insanı insan yapan en önemli ilkeler, zalimlikle merhamet ve güven duygularının mihenk taşı.

Adalet’i nasıl tarif edersek edelim, hangi sözlük anlamını buraya uzun uzun yazarsak yazalım, kavramın büyüklüğünü ya da tüm içeriğini ifade edemeyiz. Adalet; adalet deyince tamda aklınızdan, gönlünüzden geçenlerin tamamını kapsayan bir ifadedir. Adalet deyince akla gelen ilk müessese yargı faaliyetidir. Bir yönüyle doğru olan bu düşünce önemli oranda eksiktir. Şüphesiz, yargı faaliyetinin amacı, yetki sahası üzerinde yaşayan her birey için adalet dağıtmak, uyuşmazlıklara adil çözümler bulmaktır. Bunu yaparken, her bireyin kendini eşit ve bir başkasından farksız görmesi, yargı kurumunun, adalet dağıtmadaki başarısının ölçütü olacaktır. Bir başka yaklaşımla; yargı, Devletin, toprakları üzerinde yaşayan her vatandaşa, adaletle yaklaşmasının en önemli aracıdır. Çok hassas ve kırılgan bir kavram olan “adalet”i, birey ile Devlet arasındaki güven köprüsünün en önemli ayağı olarak nitelemek yanlış olmayacaktır. Zaten, “Adalet mülkün temelidir” ifadesi tam da bu anlayışı karşılamaktadır. Adaletinden şüphe duyulan bir devletin temeli zayıf demektir. Güçlü ve uzun süreli medeniyetler varlıklarını, adaletle hükmetmelerine ve yönetilenlerin bu konudaki inançlarına borçludurlar. Bu şüphenin oluşmaması ve adalete olan inancın güçlü olması için hiç şüphesiz sadece adil olmakta yetmez, adil gözükmekte gerekir. Adalet özüyle ve şekliyle bir bütün olarak güven vermelidir. Adil olmayı gerekli görmeyen, sadece güce dayalı devletlerin, geride utanç dolu bir geçmiş ile tarihin sayfaları arasında kayboldukları, yüzyıllar sonra dahi insanlığa katkılarıyla değil, yarattıkları zulümle anıldıkları hepimizce bilinen bir gerçektir. Oysa adaletle hükmetmiş Devletler, varlıkları sona erdikten sonra bile hükmettikleri topraklarda, saygı ve özlemle anılırlar. Bugün Ortadoğu coğrafyasında Osmanlı Devleti için söylenenler ve yapılan değerlendirmeler, bu tespitin en güncel ve somut ifadesidir.

Adalet, sadece Devletlerin gözetmesi gereken bir kavram değildir. Adalet, insanoğlunu diğer varlıklardan üstün kılan, aklın bir ürünü olarak, insanlığa şeref katan en yüksek değerlerden birisidir. Başkalarına karşı adil olabilmek, bunu yaparken kişisel mülahazaların dışında kalabilmek, bir olaya ya da duruma yaklaşırken, duygu ve önyargıları susturabilmek, hatta gerektiğinde kendi nefsinin sesini duymadan adil olanı görebilmek, bir insan için ne kadar büyük bir meziyettir. Yaşanan her kötü- lüğün arkasında bu duyguyu, yani başkalarına karşıda adil olma hassasiyetini kaybetmiş olmak etkili değil midir. Hak ettiğini düşündüğü bir durumu elde ederken, ya da başkasıyla yaşadığı sorunu giderirken, adalet ölçüsü içerisinde değil de, gücü ile ya da hile ile çözmeye çalışanların; canları, malları yada onurları güvence altında olamaz, çünkü, bir gün karşılarına onlardan daha güçlü yada daha hileci veya daha zeki birisi mutlaka çıkacaktır. O nedenle insanı insan yapan değerlerin başında gelir adalet. Eğer kişi açısından zulmün tarifi yapılacak olsaydı, en uygun tarifin; bir kişinin adil olmadığını bildiği bir davranışı ya da haksızlığı başkasına yapması olduğu söylenebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, adalet kavramı sadece devlete, bireye ya da bir göreve verilmiş bir sorumluluk değildir. Devletin de, bireyin de hayatın her alanında taşımak zorunda olduğu bir erdemdir adalet. Sizden olanların haksızlıklarına göz yumup, başkalarını eleştirmek, ya da gözünün önünde gerçek leşen haksızlıklarda dahi, birilerine haksızlığı hak olarak görmekten başlayan, yani kişisel kabullerden başlayan, ailede ve kamu hayatında da vazgeçilmemesi gereken bir kavram olan adalet, bir defa yerine getirilmekle kurtulunacak bir sorumlulukta değildir. Bireyler, ister aile hayatında ister kişisel ilişkilerde, hayatın her alanında ve daima adil olmaya çalışırlarsa bu bir erdem olacaktır. Bazen birey olarak, Devletin ya da toplumun adaletinden şikâyet ederiz özel sohbetlerde. Oysa şunu bilmek gerekir ki, birey ne kadar adil ise, Devlet o kadar adil olacaktır. Birey ne kadar doğru ise adalet o kadar hassas olacaktır. Hiçbir sistem doğruluktan uzaklaşmış, taraflı, adil olmayan, haksızlığa göz yuman hatta gizlemeye çalışan bireylere adaleti getiremez, bu imkânsızdır. Bu nedenle bir gün herkesin adalete ihtiyaç duyacağını düşünerek, önce kişiliğimizi adil bir yaklaşımdan şaşmayacak şekilde düzenlememiz zorunludur. Hiçbir menfaat, adaletli bir ortamda yaşıyor olmanın güvencesinden daha değerli değildir. Her değer de olduğu gibi, adaletin de eğitimi ailede başlar. Aile içerisindeki ilişkiler, bu ilişkilerde hakkın üstün tutulması, haksızlığa göz yumulmaması, her hal ve şartta haklıdan ve doğru olandan yana tavır alınması, sağlıklı ve adil bir kişiliğin oluşumunda çok önemli bir ortamdır. Hakkın güçten ibaret olduğu, güçlü olanın ötekini ezdiği bir aileden yetişen bireyin, özel kişiliğinde ne kadar adaletli olabileceği tartışmalıdır. Bireylerde, Devletlerde bazen adil olmanın kısa vadede ağır bedellerini ödeyebilirler, ancak ödenecek her bedel, adalete inanan, bu kavramı sindirmiş bireylerden oluşan ve adaletle hükmetmeyi, bir lütuf değil, bir inanç olarak gören anlayışın parçası olmaya değer.

Adaletine inanılan ve adaletle yaşayanlardan olmak dileği ile..