EMANET PARA

Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde kalmakta olan hükümlü ve tutuklular, Genel Bütçe’den karşılanan temel ihtiyaçları dışındaki diğer gereksinimleri için kurum kayıtlarında kendi adlarına açılan hesaplarda bulunan paralarını kullanmaktadırlar.

Soru şudur:
“ Bizim paramızın faizi ne oluyor ? ”
Burada yapacağımız açıklamalar, hükümlü ve tutuklular tarafından sık sık sorulan bu soruya açıklık kazandırmak ve bazı tereddütlere neden olan bilgi eksikliğinin giderilmesini sağlamaktır.

Kurumlarda kalan hükümlü ve tutukluların şahsi paraları, aslında çok kapsamlı bir çalışmayı ve çok yoğun bir hesap hareketinin takibini gerektirmekte ve sadece bu işle ilgilenmesi için tüm kurumlarda yaklaşık 500 personelin görevlendirilmesine neden olmaktadır.

2014 yılı itibariyle kurumlarda ortalama 152 bin hükümlü ve tutuklunun bulunduğunu, ayrıca her yıl yaklaşık 100 bin kişinin girip çıktığını ve her birisi için en az haftada birer kez tahsilat ve ve reddiyat makbuzu düzenlendiğini dikkate aldığımızda, yılda yaklaşık 25 milyon makbuz düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu kayıt ve evrak tanzimi sonucu oluşan toplam nakit para ise bankada kurum adına açılmış bir hesapta toplanmakta, kişi bazında ise banka kayıtlarında değil kurum kayıtlarında takip edilmektedir.

Bu nedenle;
Hesaplara tahakkuk eden faizler, banka tarafından kişi bazında değil toplam tutar üzerinden hesaplandığından kime ne kadar faiz tahakkuk ettirildiği bilinememektedir.

Hükümlü ve tutukluların paralarının kendi nam ve hesaplarına bankaya yatırılması ve bu hesaplardan çekilmesi ile kişi bazında bankadan ayrı ayrı takiplerinin kurum idaresince yapılması mümkün olmasa da, kurumda kalan hükümlü ve tutukluların özel harcamaları için para kullanmak zorunda olmaları, bu konuda bir düzenleme yapılmasını zorunlu kıldığından, Bakanlığımızca hazırlanan “Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmelik” 13 Temmuz 2005 tarih ve  25874 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Yönetmeliğe göre; hükümlü ve tutukluların kuruma ilk gelişlerinde üzerlerinde bulunan veya daha sonra posta ya da havale suretiyle gönderilen veya ziyaretçileri tarafından hükümlü ve tutukluların hesabına yatırılan paralar, görevlendirilen bir personel tarafından  makbuz düzenlenmek suretiyle, kurumda tutulmakta olan bir deftere kişi bazında ayrı ayrı kaydedilmekte, toplanan paralar ise yukarıda açıklandığı üzere bankada kurum adına açtırılan hesaba yatırılmakta ve bu yolla banka hesabı kurum hesabı olarak takip edilirken, kurum defter kayıtları kişi bazında ayrı ayrı takip edilebilmektedir.

Peki! Neden böyle yapılmakta, niçin hükümlü ve tutukluların paraları kişi bazında bankaya yatırılıp faizleri kendi hesaplarına intikal ettirilmemektedir?

Bu soruya verilecek cevap çok net olup, bu olumsuzluk idarenin hatalı uygulamasından değil, mevcut hukuki mecburiyetlerden kaynaklanmaktadır.

Çünkü:
Ceza infaz kurumlarında kalmakta olan tutukluların bankalara yatıracakları ya da çekecekleri paralar için noter onaylı vekalet vermeleri ve bankacılık işlemlerinin vekil tayin ettikleri kişiler tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir.

Hükümlülerin ise bu gibi bankacılık işlemlerini vasi aracılığıyla yapmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 407 nci maddesinin birinci fıkrasındaki; “Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.” hükmü ile ikinci fıkrasındaki; “Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.” ifadesi uyarınca, hükümlünün kişiliği ve mal varlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmek üzere bir vasi tayin edilmektedir.

Bu nedenle; ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutukluların banka hesapları üzerindeki tasarruf yetkisi ceza infaz kurumu idarelerinde olmayıp, vekil veya vasileri aracılığıyla yerine getirilebilmekte, dolayısıyla kurum idareleri tarafından para çekme ve yatırma imkanı hukuken söz konusu olamamaktadır.

Kişi adı belirtmek suretiyle idare tarafından ayrı ayrı banka hesabı açılabilmesinin mümkün olmadığını dikkate aldığımızda, halen kurumlarda mevcut 152 bin hükümlü ve tutuklunun yapacakları harcamaların karşılanabilmesi için iki yol bulunduğu anlaşılmaktadır.

Birincisi; vekil ya da vasilerinin her hafta bankaya giderek hükümlü veya tutuklu adına açılmış hesaba para yatırmaları veya hesaptan para çekmeleri ve kuruma gelip ödeme yapmaları gerekmektedir.

İkincisi ise; yukarıda da izah edilen “Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmelik” ile düzenlenmiş olan mevcut uygulamadır.

Birinci yolu tercih eden hükümlü veya tutuklular, banka hesapları kendi vasi veya vekilleri aracılığıyla takip edileceğinden, kurum idareleri ile bir ilişkisi olmayacak ve her türlü faiz gelirleri kendi hesaplarına intikal edecektir. Ancak; hükümlü veya tutuklunun kurumdaki ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için her seferinde vasi veya vekilin kuruma gelmesi gerekeceğinden, bu durumun uygulamada mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir.

İkinci yolun tercihi ise idareler tarafından yapılmış olup, hükümlü ve tutukluların para hareketlerinin takibinde başka bir usul bulunmamaktadır.

Bu kayıt şeklinde, her ne kadar kişi bazında faiz geliri tespiti mümkün olmasa da, bankada tutulan paraların faiz gelirlerinin harcanmasında gerekli hassasiyet gösterilmiş ve adı geçen Yönetmeliğin 12 nci maddesinde yapılan düzenlemede, biriken faiz gelirlerinin sadece hükümlü ve tutukluların eğitim ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması ile iyileştirilmeye yönelik faaliyetlerinde  kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, mevcut uygulama tamamen hukuki nedenlerden kaynaklanmakta olup, hükümlü ve tutukluların faiz gelirlerine el konulduğu gibi bir yaklaşım söz konusu değildir. Aksine; hükümlü ve tutukluların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini sağlamak için, idarelerin yaklaşık 500 personelin mesaisini bu işe ayırdığının ve elde edilen faiz gelirlerinin de sadece hükümlü ve tutuklulara harcandığının bilinmesinde yarar bulunmaktadır.

Burada kurum idarelerine de düşen bir görev bulunduğunu, bu bağlamda;  banka hesabına tahakkuk eden faiz gelirlerinin nerelere harcandığı konusunda hükümlü ve tutukluların zaman zaman bilgilendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim.

Sonuç olarak;
Soru: Neden banka faizi hesaplarımıza geçmiyor?

Cevap: İdareler banka hesaplarını hükümlü ve tutuklular adına değil kurum adına açabildikleri için faiz kurum adına tahakkuk ediyor.

Soru: idare neden bankada adımıza hesap açamıyor?

Cevap: Hukuki zorunluluklar nedeniyle, hükümlü ve tutukluların bankacılık işlemleri sadece vasi ve vekilleri aracılığıyla yerine getirilebiliyor.

Soru: Bizim paramızın faizi ne oluyor ?
Cevap: Paranızın faizi yine size harcanıyor.