Haber

ADALET BAKANI BOZDAĞ: CEZAEVLERİNDE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YOK

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Antalya’da düzenlenen Ceza ve Tevkifevleri (CTE) Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü DEPAR Projesinin ‘Müdahale Programları İçin Yaygınlaştırma Eğitimi’ açılış törenine katıldı. CTE personeliyle bir araya gelen Bakan Bozdağ, cezaevindeki her tutuklu ve hükümlünün aileleri tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne bir emanet olduğunun unutulmamasını istedi. Cezaevlerinin dış güvenliği ile ilgili yapılan düzenlemelerle ilgili de son durumu anlatan Bakan Bozdağ,  hem Türkiye içinden hem de Türkiye dışından cezaevleri aleyhine ciddi kampanyalar yürütüldüğünü belirterek, “Türkiye Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele bulunduğuna ilişkin iftiraları hakikat gibi milletin önüne koymaya devam ediyorlar. Biz bu konudaki her açıklamayı çok büyük bir ciddiyetle takip ediyoruz. Eğer doğruluk payı varsa bununla ilgili gereğini derhal yerine getiriyoruz” dedi.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

EĞİTİM HİZMETİMİZE KATKI SAĞLACAKTIR

Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğümüzün proje ortaklarıyla birlikte yürüttüğü DEPAR projesinin Ceza İnfaz Kurumlarımızın (CİK) gelişmesi ve yürüttüğü çalışmaların insan onuruna yaraşır bir biçimde ifa edilmesi bakımından büyük bir görev yapacağından şüphem yok. Bu vesile ile proje ortaklarına merkezi ihale birimine, genel müdürlüğümüze ve bu eğitim çalışmasına katılan saygıdeğer psikologlarımıza, sosyal çalışmacılarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Umarım ki bunun çıktıları bundan sonra yürüteceğimiz çalışmalarda bizim vazifelerimizi daha iyi yapmamızda, cezaevlerinde bizlere emanet bulunan hükümlü ve tutuklulara dair hizmet vermemize katkı sağlayacaktır.

CEZAEVİNDEKİ HER BİR İNSANIMIZ AİLELERİNİN TÜRKİYE CUMHURİYETİNE BİRER EMANETİDİR

Türkiye Ceza ve İnfaz Kurumları’nda tutuklu ve hükümlü bulunan her bir insanımız ailelerinin Türkiye Cumhuriyeti Devletine birer emanetidir. Biz öyle bakıyoruz. Onların işledikleri suçlara aldıkları cezalara, cezasının infaz sürelerine bakmaksızın yasaların bizlere yüklediği görevler çerçevesinde onların hem can güvenliği hem her türlü ihtiyaçları hem sağlıkları ve topluma yeniden kazandırılmaları konusunda üzerimize düşenleri en iyi şekilde yapmaya gayret ediyoruz. Bu çerçevede sosyologların, psikologların, sosyal çalışmacıların, öğretmenlerin, cezaevlerinde görev yapan din görevlilerinin, ceza infaz memurlarımızın her birinin üzerine düşen önemli vazifeler vardır.

CEZAEVLERİNİN DIŞ GÜVENLİĞİ JANDARMADA KALACAK

Net bir şekilde ifade etmek isterim ki CİK çalışan personelimizin hepsi büyük bir özveri ve fedakarlıkla görevlerini yerine getiriyorlar. Belki medya, belki toplum burada çalışma yapanların, yaptıkları fedakarlığın, yaptıkları büyük vazifenin ve yaptıkları iyi şeylerin yeterince farkında olmayabilirler. Ama biz Bakanlık olarak sizlerin ne kadar büyük bir iş yaptığınızın farkındayız. O nedenle önümüzdeki dönemde CİK ilgili yeni bir yasal düzenlemeyi Bakanlar Kurulu’na oradan da TBMM’ne sevk etmeyi planlıyoruz. Daha önce bildiğiniz üzere cezaevleri dış güvenliğinin jandarmadan alınıp, Adalet Bakanlığı’na verilmesi ve bu kapsamda bazı düzenlemelerin yapılmasına dair çalışmalarımız vardı.  Ancak bu çalışmalar akamete uğradı. Yeni dönemde hükümetimizle yaptığımız istişareler doğrultusunda cezaevlerinin dış güvenliğinin İçişleri Bakanlığı’nda dolayısı ile jandarmada kalması konusunda bir karara vardık. Bu nedenle dış güvenliğin Adalet Bakanlığı’na alınması kararımızdan vazgeçtik. Ancak bu dış güvenlik ile ilgili yasanın içerisinde yer alan diğer hükümlerin ve bunun yanında ihtiyacımız olan diğer bazı düzenlemelerin hayata geçirilmesinden vazgeçmedik. CTE Genel Müdürlüğü ve Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne bu konuda son hazırlıkların yapılması talimatı verilmiştir. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulumuza bu konudaki nihai çalışmamızı arz edeceğimizi ve bu kapsamda bazı önemli düzenlemeler yapacağımızı buradan ifade etmek istiyorum.

İFTİRALARI HAKİKAT GİBİ MİLLETİN ÖNÜNE KOYUYORLAR

Türkiye ceza ve tutuk evlerine dönük hem Türkiye içinden hem de Türkiye dışından çok ciddi aleyhine kampanyalar yürütülüyor. Bir yandan uluslararası insan haklarına yönelik bazı örgütler diğer yandan bazı uluslar arası örgütlerin bünyesinde yer alan komisyonlar, onlar adına rapor hazırlayan raportörler, bir yandan da Türkiye içerisinde bazı çevreler Türkiye Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele bulunduğuna ilişkin iftiraları hakikat gibi milletin önüne koymaya devam ediyorlar. Biz bu konudaki her açıklamayı çok büyük bir ciddiyetle takip ediyoruz. Acaba doğru mudur diye onu titizlikle inceliyor, ele alıyoruz. Eğer doğruluk payı varsa bununla ilgili gereğini derhal yerine getiriyoruz.

CİK’LER DENETİME AÇIK BİR YAPIDA

Buradan şunu ifade etmek isterim ki Türkiye ceza ve tutuk evlerinde işkence ve kötü muamele konusunda sıfır tolerans uygulaması hükümetlerimiz döneminde başlatılmıştır ve bundan bu güne kadar en ufacık bir taviz verilmemiştir. Bundan sonra da herhangi bir tavizin verilmesi söz konusu değildir. Türkiye Ceza ve İnfaz Kurumları pek çok organ tarafından, pek çok kurum tarafından denetlenmektedir. Denetime açık bir yapıda. Bugün Türkiye CİK, Adelet Bakanlığı Müfettişleri, CTE kontrolörleri, Cumhuriyet Başsavcılıkları ve İnfaz Hakimlikleri tarafından denetlenmektedir. Bu bir kurum içi denetim. Bunun dışında TBMM İnsan Hakları Komisyonu tarafından denetlenmektedir. Yine bunun dışında Türkiye Kamu Denetçiliği Kurumu Ombudsmanı tarafından denetlendiği gibi Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından da istenildiği zaman, herhangi bir izne hacet olmadan zamanlı zamansız denetim yapma imkanı vardır. Bu açıdan da denetime tabi tutulmaktadır. Ayrıca Kanunla kurulmuş sivil izleme kurumları tarafından da insan hakları kurulları tarafından da denetim yapılmaktadır. Bütün bu denetimlerin yanında uluslararası denetimin de yapıldığını Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler gereği oralardan da gelip cezaevlerinde diledikleri cezaevini gezme görme, diledikleri tutuklu ve hükümlü ile görüşebilme hak ve yetkilerinin olduğunu ve bu güne kadar bu tür taleplerin hepsine olumlu cevap verdiğimizi buradan ifade etmek isterim. Bütün bunları şunun için söylüyorum; cezaevlerindeki muamele, cezaevlerinin yönetilmesi, cezaevlerinde ailelerinin devletimize emanet ettiği tutuklu ve hükümlülerin durumu hem TBMM’nin hem yargı görevi yapanların hem insan haklarına ilişkin ülkemiz içindeki kurumların, organların hem de uluslararası örgütlerin denetimine açıktır. Bugüne kadar bu denetimler eksiksiz yapılmaktadır.

MAALESEF TÜRKİYE ALGILAR VE YORUMLAR ÜZERİNDEN KÖTÜLENMEKTEDİR

En son yapılan denetimlerden birinde cezaevinde işkence ve kötü muamele olmadığına, buna rastlanmadığına dair ifadeler yer alırken ama hemen yanı başında buna dair bir takım algılardan yorumlardan bahsediliyor. Türkiye algılar ve yorumlar üzerinden maalesef kötülenmektedir. Biz onlara şunu çok net ifade ediyoruz. Var mı bir tane örnek? Varsa bize söyleyin. Bazıları şöyle işkence var diyor, şöyle kötü muamele var diyor. İddiasını bizimle olan görüşmelerde de dile getirildi ve biz de onlara şunu söyledik; peki bu işkence ve kötü muamele kime yapılmış, nerede yapılmış, ne zaman yapılmış, kim tarafından yapılmış lütfen bunu bize bildirin biz bunun gereğini yapalım. Bunu söylediğimizde bize bir isim vermiyorlar. Hani isim vermediniz cezaevi verin biz oradan bulalım. Onu da söylemiyorlar. O zamanda biz onlara şunu söylüyoruz; siz bir yandan Türkiye’yi itham ediyorsunuz, haksız bir şekilde suçluyorsunuz, şunlar şunlar var diyorsunuz bizde onların üzerine gidelim, onlarla yapılması gerekenler neyse derhal yapalım dediğimizde de bize adres vermiyorsunuz. Biz nasıl bunun üzerine gideceğiz. Biz yok diyoruz, siz var diyorsunuz. O zaman gelin beraber üzerine gidelim. Söylemiyorlar da ama hitamı devam ettiriyorlar.

İDDİALARIN ÜZERİNE GİTMEK İSTİYORUZ, ADRES VERMİYORLAR

Ben buradan bir kez daha söylüyorum. Kimin Türkiye cezaevleri ve tutukevlerine ilişkin bir işkence ve kötü muamele ideaları varsa mutlaka bize iletsin bir, Cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunsun iki, TBMM İnsan Hakları Komisyonuna, Başkanlığa, Ombudsmanlığa, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna denetim yetkisine pek çok yer var her yere bildirsin. Biz bunların hepsine şikayetlerin yapılmasını arzu ediyoruz. Onlar tarafından da denetimlerin yapılmasını arzu ediyoruz. Eğer bizi hitam edenler, Türkiye’yi suçlayanlar şunu yaparlarsa falan yerde falan kişi işkence ve kötü muamele bulundu. Biz bunlarla ilgili işlem yapmaz, yaptırmaz, bu işkence ve kötü muamele ideasında bu ithamına muhatap olan kişiyi eğer korursak o zaman Türkiye’yi suçlamaya hakları var. Böyle bir şey yok. Eğer varsa biz üzerine gidelim. Üzerine gitmemize de izin vermiyorlar isim vermeyerek, adres vermeyerek. Ama öte yandan da Türkiye’yi ve Türkiye devletini suçlamaya devam ediyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

OBJEKTİF VE ADİL DAVARANILMASINI İSTİYORUZ

Türkiye’ye karşı objektif ve adil davranılmasını istiyorum. Çok net söylüyorum Türkiye cezaevleri ve tutukevleri ABD’deki cezaevleri ve tutukevlerinden her açıdan daha ileri ceza ve tutukevleridir. İnsani muamele açısından da tutuklu ve hükümlülere sağlanan imkanlar açısından da mukayesesi bile yapılamaz. Almanya’nın da mukayesesi yapılamaz, Fransa’nın da mukayesesi yapılamaz. Halep ordaysa arşın burada. Biz diyoruz ki; gelin mukayesesini yapın. Biz çok netiz, çok açığız. Bu noktada hiçbir çekincemiz yok. Cezaevlerinde ve tutukevlerinde herhangi birine işkence ve kötü muamele yapılmasını kabul etmeyiz. Böyle bir şey olduğunda onun üzerine gideriz, olayı örtmeyiz, örtülmesini de asla izin vermeyiz.

YAPAN VARSA YAKASINDAN TUTAR, YARGIYA TESLİM EDERİZ

Yapan kimse onun yakasından tutar yargıya teslim ederiz. Hak ettiği cezayı almasını sağlarız. Biz Türkiye olarak bu konuda çok netiz. Bakın bir başka şey bizim ceza kanunlarımızda işkence ve kötü muamele suçları zaman aşımı kapsamı dışında tutulmuştur. Bu düzenlemeyi biz yaptık. Zaman aşımını kaldırdık. Yani böyle bir fiile tevessül eden kişi bugün ceza almazsa yarın, yarın ceza almazsa bir gün, 5 sene içinde almazsa 10 sene sonra bunun cezasını mutlaka alacaktır, kaçış yok. Bunun düzenlemesini kim yaptı? TBMM yaptı. Kim yaptı? Türk hükümeti yaptı. Neden yaptı? Biz kendimize güvendiğimiz için yaptık. Bu konuda sıfır tolerans uygulamasından taviz vermediğimiz için yaptık. Bundan sonra da taviz vermeyeceğimiz için yaptık. Ceza ve İnfaz Kurumlarımızda çalışanlara güvendik. Onların vazifelerini anayasa ve yasalar uygun, insan hak ve onurunu koruyacak büyük bir hassasiyet içinde yerine getirecekleri için yaptık ve böylede yerine getiriyorlar.

CTE HABERLERİ YAKINDAN TAKİP EDİP, İHTİMALLERİ İNCELİYOR

Bakın bütün bunlara rağmen terör örgütlerinin yayın organları, doğrudan yayın organları, sosyal medya hesapları ve terör örgütlerinin destekçisi müzahiri olan bazı çevreler tarafından her gün Türkiye Ceza ve Tutukevlerin ilişkin asılsız haberler yapılıyor. Bunun üzerine biz bakanlık olarak Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bir birim oluşturduk. Gazetelerde, sosyal medyada, televizyonlarda çıkan her türlü haber ve yorumu herhangi bir talimata gerek olmaksızın inceleme, araştırma, soruşturma eğer burada bir doğruluk ihtimali varsa bununla ilgili disiplin mekanizmalarını ve gerekiyorsa adli süreçleri başlatma talimatını verdik ve pek çok habere dairde inceleme yapıldı buradan. Şuana kadar da 30 tanede açıklama yaptık kamuoyuna.

ADİL VE OBJEKTİF OLAN HER TÜR ELEŞTİREYE AÇIĞIZ

Cezaevleri ve tutukevlerinde insanların yaşam tarzlarına inançlarına saygı esastır. Herhangi bir müdahale yoktur. Ama bir yerden bir haber çıktığında ben herkese sunu söylüyorum: Lütfen bunu muhataplarına iletin, bize de iletin, yetkili ve sorumlu olan herkese bunlar iletilsin. Aksi takdirde yalanlar hakikatin yerine ikame oluyor ve bu iftiralar farkında olmadan biz de yayıcısı pozisyonuna düşebiliyoruz. Ben CTE ilişkin bugün ve yarın bundan sonra olabilecek her türlü eleştiriye açık olduğumuzu çok net ifade etmek isterim. Ama adil ve objektif olmak kaydıyla. Hem Türkiye’deki örgütlerin hem de uluslararası çevrelerin ve örgütlerin adil ve objektif raporları neyi gerektiriyorsa biz onun gereklerini anında yerine getiriyoruz, getirmeye de özen gösteriyoruz.

İFTİRALAR TÜRKİYE’NİN TEMİZ SİCİLİNE YAPIŞTIRILAMAZ

Ama terör örgütlerinin propagandalarını, iftiralarını hakikat yerine koyup, Türkiye devletinden terör örgütü iftiralarını kabul edin diye bir beklenti içerisine kimileri giriyorsa boşa girmesin. İftiraları, terör örgütlerinin propagandalarını Türkiye’nin bu konudaki temiz siciline kimse yapıştıramaz. Yapıştırmasına da izin vermeyiz. Raporu hazırlayan kim olursa olsun o raporun bizim katılımızda da bir kıymeti olmaz. Çok net objektif olmak, adil olmak, doğruları yazmak ve raporlamak kaydıyla biz onlardan sonuna kadar bu güne kadar istifade ettik, bundan sonra da istifade etmeye devam edeceğiz. Bundan kimsenin endişesi olmasın.

CEZASINI İNFAZ EDENLERE, DIŞARIYI AÇIKCEZAEVİ YAPMAYIN

Ceza ve tutuk evlerinde bulunan kişiler bir suç işlemiş olabilirler zaten kanunlar gereği mahkemeler onlara bir ceza veriyor. Onlar cezalarını çekiyorlar, dışarı çıkıyorlar. Dışarı çıktıktan sonra toplum eğer onlara kucağını açmazsa dışarısı onlara duvarı olmayan üstü kapalı olmayan büyük bir açık cezaevine dönüyor. Herkes yanılabilir, hata edebilir veya kasten suç işleyebilir ama bunun karşılığını cezaevinde gördükten sonra dışarı çıktığında topluma rahat karışabilmelidir. Esasında infaz sistemi gereği cezası infaz olunan kişinin toplumun içinde saygın bir birey olarak yer alması ve kendini ifade etmesi onun en doğal hakkıdır. Ancak maalesef iş adamlarımız ve bazı vatandaşlarımız bazı insanlarımız herkes kendisine bakmalıdır. Cezaevinde çıkan kişilere iş vermemektedir, onlarla ilişkilerinde mesafeli davranmaktadır. Ne yapacak bu insanlar? Cezaevinden çıktı siz ona iş vermezseniz, onun toplumun içinde saygın bir birey olarak yer almasına dair kapıları açmazsanız, açılan kapıları kapatırsanız, sabıka kaydına bakıp ‘Hemşerim güle güle’ derseniz, bu insanlar nasıl yaşayacaklar. Kendilerini ailelerini nasıl geçindirecekler.

HERKES SAĞDUYU İLE ELLERİNDEN TUTSUN

Onun için ceza infaz sistemi gereği cezasını tamamlamasına müteakip toplumumuzun her bir kesiminin cezaevine düşmüş bu kader mahkumlarına ekmek temin edecek imkanları toplumun içinde yer alacak kapıları sonuna kadar açmaları ve temin etmeleri gerekir. Bu konuda herkesi sağ duyulu olmaya, kapıları açmaya ve bu insanların elinden tutmaya davet etmek itiyorum. Aksi takdirde bütün kapılar kendisine kapanan birisi bu sefer başka suçlar işlemek suretiyle yeniden cezaevine düşmek durumunda kalıyor. Toplum için daha tehlikeli olabiliyor, topluma daha büyük zararlar verebiliyor. Onun için toplumun her bir bireyinin buradaki tutumunu gözden geçirmesinde fayda var. Kanunlar bazı yerlerde hükümlü çalıştırma zorunluluğu getirirken, bunun bir toplumsal yararı var da o yüzden getiriyor. Onun için de şirketlerin, iş adamlarımızın, sivil toplum örgütlerimizi, yanında herhangi bir kişiyi istihdam eden vatandaşlarımızın bu konuda hükümlülerin iş taleplerini olumlu cevap vermelerinin önemini buradan bir kez daha belirtmiş olduk. Umarım ki bu noktada yaşanan sıkıntılar her geçen gün azalır. Ciddi sıkıntı var onun için tekrar tekrar ifade etmek istedim.

TOPLUMDA SAYGIN BİREY OLMALARINDA RÖLÜNÜZ BÜYÜK

Yaptığınız iş 10, 20, 30 yıl, müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış, ailelerinin devletimize emaneti olan hükümlülerin durumlarını iyileştirmek onların dışarı çıkma umudunu diri tutmak, yaşama tutunmasını sağlamak ve onların psikolojisinin sağlıklı olmasını ve rehabilite edilerek, ıslah olarak, iyileşerek ve toplumun saygın bir bireyi olarak yeniden topluma kazandırılmasını sağlamada sizlerin büyük görevleri var. Onun için ben her birinizi ayrı ayrı kutluyor ve tebrik ediyorum. İşinize sahip çıkmanız işinizin gereğini iyi bir biçimde yerine getirmeniz topluma bu insanları yeniden kazandırmada büyük faydalar sağlayacağı gibi işlenen suçların azalmasında da büyük katkılar ortaya koyacaktır. Önleyici bir vazifeyi de bu anlamda yerine getirmiş oluyorsunuz. Pek çok konuda yanlışların olmasının önüne geçiyorsunuz. İnfazın bireyselleştirilmesi sırasında sizin hazırladığınız raporların infazı uygulayanlar bakımında yol gösterici bir anayasa kuralı olduğunu unutmayın. Çünkü infazı uygulayanlar bu raporlara bakarak infazla ilgili adımlar atıyor, kararlar atıyorlar. Bundan sonra da sizin raporlarınıza göre aynı adımları atmaya, aynı kararları almaya devam edecek. Siz işinizi ne kadar doğru yaparsınız, ne kadar iyi yaparsanız bu uygulamayı yapanlar da o kadar doğru karar alırlar o kadar iyi uygulamalar yaparlar.

PEKÇOK KONUDA ÖRNEK DURUMDAYIZ

Eğer cezaevlerindeki intihar sayısı azalıyorsa ve burada pek çok psikolojiye dayalı insanın insani özelliklerine dayalı sorunlarda önemli azalmalar oluyorsa bunda en büyük pay hiç şüphesiz sizlere ait. Umarım ki bundan sonraki süreçte de çalışmalarınız aynı kalitede  devam eder, yeni dönemde daha fazla psikolog, sosyolog, sosyal çalışmacı ve uzmanları istihdam etmeye devam edeceğiz. Bu konuda CTE’nin ortaya koyduğu anlayış, sadece bizim bakımımızdan değil, Avrupa bakımından da büyük bir örneklik oluşturacak. Başka ülkeler Türkiye’ye gelip iyi örnekleri öğrenmeye kendi ülkelerine taşımaya özen göstereceklerdir. Esasında pek çok konuda biz örnek durumundayız. Bunu görüyorlar ama eleştiriye odaklananlar gördükleri halde taraflı olduklarında bunu itiraf etmiyorlar. Biz oraları gördüğümüzde ve bizim cezaevleriyle mukayese ettiğimizde fark çok net ve açık bir biçimde görülmektedir. 

KARARINI HALK VERECEK

16 Nisan 2017’de Türkiye büyük bir referandumu yaşayacak. Esasında bu referandum Cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış en önemli Anayasa değişikliğinin halkımıza sorulmasıdır. Halkımız bu referandum da pek çok konuya muhatap olacak, pek çok soruya evet veya hayır şeklinde cevap verecektir. Esasında halkımıza sorulan ana soru şu: Türkiye yönetecek yürütmeyi doğrudan seçmek istiyor musun, istemiyor musun? Doğrudan ben Türkiye’yi yönetecek kişiyi seçmek istiyorum diyen kişi evet diyecek. Hayır ben seçmek istemiyorum diyen ‘hayır’ diyecek. Çünkü bu gün mevcut Anayasamıza göre hükümeti halkımızın doğrudan seçme yetkisi yok. Türkiye’de tek seçim yapılır, yasama üyeliği yani milletvekilliği seçimidir, vatandaş milletvekilini seçer, hükümet milletvekillerinin içinden çıkar, meclisin güvenoyuna dayanır. Doğrudan bu anayasa halkımıza hükümet seçme yetkisi vermiyor. Bu yeni düzenleme vatandaşımıza doğrudan hükümet seçme yetkisi veriyor. Halkımıza sorulan sorunun özü doğrudan hükümetinizi, Türkiye’yi yönetecek kişiyi seçecek misiniz, seçmeyecek misiniz? Seçmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz sorusunu 16Nisan’da halkımız cevaplandıracak.

YASAMA VE YÜRÜTME BİRBİRİNDEN TAM AYRILYOR

Bu soru yaşama ve yürütmenin birbirinden tam ayrı, birbirine karşı tam bağımsız olması esaslı kuvvetler ayrılığını hem anayasal olarak hem de fiilen tam anlamıyla hayata geçirecek. Şu anda Türkiye’de yasama ve yürütmenin birbirinden ayrı olduğunu kimse söyleyemez. Kim söylüyorsa ya konuya vakıf değil yada bilerek konuyu farklı gösteriyor demektir. Çünkü yasama ve yürütme anayasamız ve iç tüzüğümüze göre birbirinden farklı şeyler olsa da uygulaması yürütmenin kontrolünde bir yasama söz konusu. Bu düzenleme yasama ve yürütmeyi tam birbirinden ayıran bir düzenlemedir. Yargı ile ilgili de çok önemli düzenlemeler yapılmaktadır. Özellikle yargı konusunda yapılan değişiklikler üzerinden de büyük çarpıtmalara neden olan açıklamalar yapılıyor.

SİSTEM YARGI BİRLİĞİNİ TAHSİS EDECEK

İlk defa yargının tarafsızlığı anayasal bir dayanağa, anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Yargının tarafsız olmasının anayasal teminat altına alınması hukuk devletini güçlendirir mi, zayıflatır mı? Çok net bir biçimde güçlendirir. Türkiye’de bugün çift başlı yürütme olduğu gibi çift başlıda bir yargı vardır. Bir yandan Yargıtay’ımız var. Öte yandan Askeri Yargıtay’ımız var. Bir yandan Danıştay’ımız ve İdari Mahkemelerimiz var. Öte yandan Askeri Yüksek İdare Mahkememiz var. Bir yandan TCK var. Öte yandan Askeri Ceza Kanunumuz var. Bir yandan CMK’mız var, İYUK’umuz var. Öte yandan Askeri Yargıya ilişkin hem ceza hem diğer konulara dair usul hükümlerimiz var. Sanki Türkiye iki ayrı devlet, iki ayrı hukuk anlayışı var. İki ayrı yargı var Türkiye’de. Ne yapıyor bu düzenleme? Askeri Yargıtay’ı kaldırıyor. Askeri Yüksek İdari Mahkemesini kaldırıyor. Türkiye’de iki ayrı yargı uygulamasına son veriyor ve yargı birliğini tesis ediyor, güçlendiriyor. Yargı birliğini tesis etmek tek yargı olması bir ülkede o ülkede hukuk birliğini de sağlar, adalette de bir standardı, bir birliği tesis eder ve hukuk devletini de güçlendirir. Bu yönüyle de hukuk devletini güçlendiren büyük bir demokratikleşme adımı atılmaktadır.

CUMHURBAŞKANINA YARGI YOLU AÇILIYOR

Cumhurbaşkanının bugün tek başına imzaladığı işlemlerin hiç birine karşı yargı yolu açık değildir. Cumhurbaşkanı ne kadar işlemi tek başına yapar bunun ne bir kataloğu vardır, ne bir kanunu vardır, ne de sayısını kapsamını kimse bilmemektedir. Şimdiki düzenleme Cumhurbaşkanı tek başına yaptığı bütün işlemlere karşı yargı yolu vardır. Yine Cumhurbaşkanının resen imzaladığı emir ve kararlara karşıda yargı yolu kapalıdır. Ne kadar resen imzaladığı emir ve karar var onu da bilemiyoruz. Bu düzenleme Cumhurbaşkanını imzaladığı emir ve kararların tamamına karşıda yargı yolu açmaktadır. Yani Cumhurbaşkanının her türlü eylem ve işlemi idari yargı denetimine sonuna kadar açılmakta, yargı denetimi dışında kalan herhangi bir işlem ve eylem söz konusu olmamaktadır. Buda hukuk devletini ayrıca güçlendiren, tahkim eden bir şeydir.

HESAP VEREN HESAP SORULAN BİR CUMHURBAŞKANI OLACAK

Türkiye’de Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu yoktur, cezai sorumluluğu sadece vatana ihanetle ilgili ve sınırlıdır. Oda 550 milletvekilinin 413’ünün kararıyla ancak mümkün olabilir. Yeni düzenlemede Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu tam olarak yerine getirilecektir. Halk bir yandan vekil seçimiyle bir yandan Cumhurbaşkanı seçimiyle bir yandan belediye seçimiyle Cumhurbaşkanının siyasal denetimini yapacaktır. Öte yandan TBMM yazılı soru sorma, meclis araştırması, meclis soruşturması, genel görüşme yöntemlerinden birini veya tamamını kullanmak suretiyle ve yasama faaliyetleriyle de Cumhurbaşkanının siyasal denetimini yapacaktır ve Cumhurbaşkanının cezai denetimi vatana ihanet dışında bütün suçları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. İşlediği iddia edilen bütün suçlardan dolayı Cumhurbaşkanı suçlandırılabilecektir. 550 milletvekili iken 413 milletvekili kararıyla Cumhurbaşkanı Yüce Divan’a gönderilirken şimdi 600 milletvekilinde 400 vekilin kararıyla Yüce Divan’a gönderilecektir. Böylelikle Cumhurbaşkanının Yüce Divan’a gönderilmesini kolaylaştıran bir düzenleme de yapılacaktır. Hesap veren ve hesap sorulan bir Cumhurbaşkanı, bir hükümet yapısı tam anlamıyla burada hayata geçirilmektedir.

KAMUOYUNDA İFTİRA KAMPANYALARI YÜRÜTÜLÜYOR

Yargıtay’a dair bir düzenleme bu teklifin içerisinde yok. Danıştay’a dair düzenleme bu teklifi içerisinde yok. Anayasa Mahkemesi’ne dair yeni bir düzenleme oda yok. Sadece Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdari Mahkemesi kaldırıldığı için bu mahkemelerden Anayasa Mahkemesi’ne seçilen üye sayısı düşülmekte böylelikle 17 üye 15’e düşmektedir. Yani seçim usulünde bir değişiklik kesinlikle yapılmamaktadır. Ama bütün bunlara rağmen kamuoyunda sanki Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi’ne üye seçiminde yeni bir usul benimseniyormuş, yeni şeyler yapılıyormuş gibi büyük bir iftira kampanyası yürütülmektedir. Kesinlikle buralarda bir değişim yok kim bunun aksini söylüyorsa ve bilerek yalan söylüyor ya da bilmeden konuşuyor ya da abartıyla milleti aldatma peşindedir. Başka bir izahı yoktur.

YARGI DÜZENLEMELERİ BAĞIMSIZ VE TARAFSIZLIĞI KUVVETLENDİRİYOR

Tek düzenleme HSYK ile ilgilidir. HSYK’nın bugün 22 üyesi var 13’e inmektedir. 3 dairesi var 2’ye inmektedir. Seçim Yargıtay, Danıştay, ilk derecesi Mahkemesi hakim ve savcıları tarafından yapılırken yeni düzenlemeyle seçim TBMM ve milletin seçtiği Cumhurbaşkanı tarafından yapılacaktır. Cumhurbaşkanı 4 seçiyor eskiden de 4 seçiyordu. 7 tanesini de TBMM seçecektir. Milli iradenin temsilcilerinin belirlediği üyeler anayasayı değiştirme çoğunluğu kadar bir çoğunlukla oraya üye seçimine ilişkin karar vereceklerdir. Bu son derece önemlidir. Bu çoğunluk sağlanamadığı taktirde kurayla üye seçimi yapılacaktır. Bütün bunlar yargı alanında düzenlemelerin hukuk devletini yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını tahkim edecek nitelikte düzenlemeler olduğunu açıkça göstermektedir.

BAŞARILI OLAN 10 YIL KALIYOR

Bu sistemin bir özelliği de değişme ve değiştirme özelliğidir. Bu sistemde seçimi kaybeden kaybettiği gün kayboluyor. Seçimi kazanan başarısızsa 5 sene oda sonra gider. Çok başarılı oldu. Başarılı olanda 10 sene sonra gider. Bir kişinin 10 seneden fazla Türkiye’nin yürütme yetkisini kullanmasının imkanı yoktur. Bunun anlamı şu: Türkiye’de 5 senede, çok başarılı olması halinde 10 senede bir siyasal aktörler ve siyasal kadrolar baştan sona değişecektir. Türkiye’yi yönetenlerin her 10 yılda bir yenilenmesi çok başarılıysa Türkiye’nin lehine midir, aleyhine midir? Şimdi Azrail gelene kadar bu koltuğa oturan kolay gitmez. Ama şimdi halk gelecek, kalk diyecek gönderecek. Halk değiştirecek merhum Erbakan, merhum Özal, merhum Demirel, merhum Ecevit ve merhum Türkeş hiç birisi ayrılıp gitti mi? Gitmedi. Ama Cumhurbaşkanlığı Sistemi olmuş olsa ayrılıp gitmeye mecbur çünkü sistem diyor ki: 10 sene sonra sen gideceksin, yerine yenisi gelecek. Seni ben göndereceğim gitmezsen, yerine yenisini de ben getireceğim. Ama gönüllü gidersen bu daha iyi olur. Gitmezsen sistem seni zorla gönderir. Halk gönderiyor ve yerine yenilerini getiriyor. O açıdan değişimi sağlıyor.

ARTIK HAKEM HALK MAHKEMELER DEĞİL

İnsanların üsluplarını değiştiriyor, tavırlarını değiştiriyor, tutumlarını değiştiriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin adı bile yetti şimdi CHP değişti. Sayın Kılıçdaroğlu her kanunu Anayasa Mahkemesine götürüyordu. Anayasa Mahkemesine bu anayasa mahkemesine götüreceğiz diye komisyonda konuştu, genel kurulda konuştular, medyanın önünde konuştular ve Anayasa Mahkemesine gitmekten vazgeçtiler. İşte bu sistemin adı yetti. Artık hakem halk, mahkemeler değil. Artık kararı verecek halk. Halk ne diyecekse o olacak. O zaman diyor ki: Ben başka bir kapıya gitmeyim milletin kapısına gideyim. Adı bile yetti mahkeme alışkanlığından CHP’yi vazgeçirdi. Geçenlerde başı örtülü bir hanımefendiye bir başka CHP üyesi saygısızlık yapınca sayın Kılıçdaroğlu gitti, başörtülü hanımefendiyi evinde ziyaret etti. Değiştirdi CHP’yi. Bak şimdi AK Partiye AKP demeyelim AK Parti diyelim. Oraya da geldi. Bu sistemin adı bile üsluplarına ayar verdi. Herkes ağzından çıkanı kulağı duysun diyor. Neden? Çünkü artık kararı halk verecek. Bütün bunları niçin yapılıyor? Halk oy verecek, referandumda ‘Evet’ çıkmasın diye yapılıyor. Halka muhtaç onun için yapıyor.

HERKESİ KUCAKLAYAN BİR DİL VE ÜSLUP SAHİBİ OLMAK GEREKECEK

Bu sistem Türkiye’yi yönetenleri 7/24 daima halka muhtaç kılan bir sistemdir. Onun için bu sistemde siyasetçilerin kirli bir üslupla konuşmaları, milletin kutuplaştırmaları, ayrıştırmaları, milletin farklılıklarına saygısızlıkta bulunmaları mümkün değildir. Aksi takdirde bu sistem bunu yapanları tasfiye ediyor. Bunun en son örneğini CHP üzerinde gördük. Ben onun için diyorum ki: Sistemin kendisi milletimizin evetleriyle değişmiş olduğu zaman Türkiye’nin üslubu da, siyasetinin üslubu da, pek çok şeyde bugünkünden daha iyi mutlaka olacaktır. Çünkü bu sistem sadece siyasal kadroları değiştirmekle kalmayacak, aynı şekilde siyasal kadroların toplumun değerlerine, inançlarına, farklılıklarına, kabullerine, retlerine bakışını ve saygısını olumlu anlamda etkileyecek herkesi kucaklayan bir dil ve üslup sahibi olmaya onları mecbur edecektir. Bundan da Türkiye kazanacaktır. Üslup değişikliğinden de, politika değişikliğinden de daima milletimiz kazanacaktır. 

Toplantıya Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek ve Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım da katıldı.


Haber
Haber
Haber
Haber